Hakkımızda Koleksiyon Referanslar Müşteri Hizmetleri Sık Sorulan Sorular Galeri İletişim
Türkçe İngilizce
Ön Büro Servis Mutfak Kat Hizmetleri Güvenlik
Teknik Servis Sağlık T-Shirt Özel Tasarımlar Diğerleri
Tarihçesi
Coğrafi Yapı
Sosyal Yapı
Ekonomik Yapı
Kültür ve Sanat
Antik Kentler
Camiler ve Kiliseler
Gezilecek Yerler
Gelenek ve Görenekler
Festival ve Özel Günler
Spor Aktiviteleri
Ulaşım
Yöresel Yemekler
Yöresel Türküler
Antalya Görüntüleri
Ana Sayfaya Dön

ANTALYA'NIN GELENEK VE GÖRENEKLERİ

Halk Kültürü

Antalya halk kültürünün belirleyici unsuru yörenin Yörük yerleşimidir. Antalya halkının büyük çoğunluğunu oluşturan Yörükler (konar-göçer) büyük bir kısmı ile toprağa yerleşmişlerdir.

Konar-Göçer yaşamın oluşturduğu kültürel etki Antalya'nın sosyokültürel yapısında da etkili olmuştur. Daha 20-25 yıl öncesine kadar yazın yaylaya, kışın sahile inen ve hayvancılıkla geçinen Yörükler, bugün hayvancılığı bırakmış olmalarına karşın, yaylacılık kültürünü modern araçlarla yaşatmaya çalışmaktadırlar. Artık ekonomiyi belirleyen hayvancılığın yerini, tarım, ziraat ve seracılık almış durumdadır. Kent içerisinde de çağdaş ekonomik uğraşların yer aldığı bir ekonomik ve sosyal yaşam içerisinde, geçmiş kültürün izlerini bulmak neredeyse imkansızlaşmaktadır.

Yörük yaşamının etkisinin yanı sıra, geçmiş kültürlerin etkisini de kent yaşamında yadsımamak gerekir. Çünkü kent geleneğinin oluşmasında önemli unsurlardandır. Uygarlıklar üzerinde uygarlıklar kurulan bu yerleşimin, kentin asırlardır gelişen mimarisinin, antik yerleşim yerlerinin ve günümüze bıraktığı kültürel yapıların, bugünkü kent yaşamına, halkın kültürel ve sosyal gelişmesine önemli etkileri olmuştur, olmaya da devam etmektedir.

Toplumsal yapının şekillenmesinde bir diğer unsur da, muhacir (göçmen) olarak gelip kent içerisine ve civarına yerleştirilen topluluklardır. Bu topluluklar geçmişte Balkan ve Girit göçmenleri olurken bugün de hızlı iç göç alan kentlerimizden olan Antalya'da, toplumsal yapı da hızlı bir değişim sürecindedir. Son 20-30 yılın ekonomik gelişmeleri, turizme açılması ve dünya kenti adayı olması; köyden kente göçü hızlandırdığı gibi kültürel yaşamda da çok etkin değişim sürecin yaşandığı gözlenmektedir. Ülkemiz sorunlarına paralel hızlanan iç göç, kentin kültürel, sosyal, toplumsal yapısında önemli değişikliklerin olmasını gerektirmektedir. Ama yine de geleneksel yapı korunmakta, aile yaşamı, toplum düzeni, yaşamdaki uygulama ve pratikler geleneklere bağlı olarak devam ettirilmektedir.

Aile ve Konut

Antalya ve çevresinde aile yapısı Türk aile yapısından çok farklı değildir. Ataerkil, büyük ve çekirdek aile yapısına sahiptir.

Kent merkezinde daha sık rastlanılan çekirdek aile tipi, (Anne, baba ve çocuklardan oluşan) kırsal kesimde büyübaba, büyükanne, evli çocuklar ve onların çocuklarından oluşan büyük aile tipine dönüşür. Büyük aile tipi de, geçmişe oranla yaygın olmamakla beraber sıklıkla görülür. Kırsal kesimde değişmeyen aile yapısı ve aile içi roller, kent merkezinde ekonomik paylaşım ve genel gelişmeler doğrultusunda değişmektedir. Yani anne ve baba artık ortak roller üstlenmekte, her ikisi de çalışmakta ve evdeki işlerde paylaşılmaktadır.

Çocuk, ailenin mutluluğu, birliğini sağlayan en önemli unsurdur. Ülkenin genel gelişmesine paralel olarak doğum ve ölüm arasındaki dengesizlik geçmişe göre gelişme kaydetmiştir. Bunda en büyük etken sağlık hizmetlerinin köylere hatta mezralara kadar ulaştırılması ve de doğum olaylarının modern sağlık kuruluşlarında yapılmak istenmesinin önemi çok büyüktür. Kırsal kesimde çok çocuklu aileler yine çoğunluktadır. Ancak kent merkezindeki ailelerde en fazla 2-3 çocuk düşüncesi daha yaygınlaşma eğilimindedir. Evlenen çocuklar için yeni ev açılması uygulaması günümüzde yaygınlık kazanmakta olan bir adettir. Daha çok zorlayıcı nedenler olmadıkça yani ekonomik zorluk, aile bireylerinden birisinin kaybedilmiş olması (özellikle babanın) gibi sebeplerin dışında genellikle yeni evlenenler kendi evlerini açarlar.

Kent içi yaşamda artık çok katlı apartman dairelerinde oturulurken kırsal kesim dediğimiz köylerde ve hatta varoşlarda tek katlı bahçeli evlerde oturulur. Genellikle apartman daireleri üç oda bir salonlu ve genellikle 80-140 metrekare arasında değişen konutlardır. Maddi durumuna göre daha küçük veya daha büyük konutlarda da yaşayanlar bulunmaktadır. Tek katlı konutlarına bir standardı olmamakla birlikte iki oda ve salondan oluşanlar geneli oluşturur.

Köylerde geleneksel yapı özellikleri ile inşaat yapılırken, özellikle kentin dış mahalleleri olan gecekondu bölgelerinde briket duvarlı ve kiremit çatılı evlerde oturulmaktadır. Diğer konutlarise inşaat tekniğine ve malzemelerine uygun olarak inşa edilmiş çok katlı binalardır. Kent merkezinde eski, cumbalı ve ahşap binalardan oluşan Kaleiçi ve Balbey mahalleleri eskinin simgesi gibidir. Bu semtler SİT alanı olarak ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Yörükler

Orta Asya’dan Anadolu’ya göç ederek bir kısmı Toros Dağları’na yerleşen bu Türk aşiretleri yakın bir zamana kadar konar göçerliklerini korumuşlardı. Bugün çok az sayıda çadır yaşamı sürdüren bu Yörüklerin sayıları, 1950’li yıllarda yüz binleri buluyordu.

Yörüklerin yaşam tarzında; hayvanlar, her şeyin üstünde bir değer taşıdığından, onların uğruna yazın serin, otları ve suları bol yaylalara, kışın ise yine otça zengin, liman iklimli sahildeki kışlaklara gidip gelirlerdi.

Geçimlerinin ana kaynağı hayvancılık olan bu Yörükler, gelenek ve göreneklerini yüzyıllar boyu değişikliğe uğratmadan günümüze kadar taşımışlardır. Ekim sonlarında ovaya inerler; Mayıs ayı sonlarında ise Toroslar'daki yaylalara göç ederler. Ovaya göçüş ile ilkbaharda yaylaya çıkışta ve evlenme sırasında hazırladıkları şenlikler çok ilgi çekicidir.

Bu yüzyılın ortalarına kadar Yörüklerin sayıları yüz binlerle ifade ediliyordu. Son yüzyılın ikinci yarısında çoğunluğu yerleşik hayata geçtiğinden sayıları oldukça azalmıştır. Halen en çok yayladıkları yerler Seydişehir, Beyşehir, Eğridir, Korkuteli, Elmalı ve Beydağları'ndaki yüksek yaylalardır. Bunlar ancak Ekim ayı geldiğinde, kışları Antalya'nın ılık ovalarındaki yerleşik evlerinde geçirmektedirler. Bu kışlaklarında olduğu kadar yazın çıktıkları yaylalarda besledikleri hayvanları özellikle kurban bayramlarında satarak geçimlerini sürdürmektedirler.

Kına Gecesi

Düğün Antalya'da üç gün sürer. Antalya'da düğün, kız evinin büyük bir masrafa girmesi olarak kabul edilir. Çünkü kız evi bütün eşyayı yapmak zorundadır.

Bunun karşılığında erkek evi sadece gelinlik kıyafeti ve çok az eşyayı yapar. Birinci gün kız evinin hazırlamış olduğu çeyiz erkek evinin gönderdiği arabayla gelinin oturacağı eve götürülür, bu da başlı başına bir törendir. Eşya taşımak için tutulan araba ve taşıyıcılara mendil, havlu, yazma gibi hediyeler verilir. Davul ve zurna önde olmak kaydı ile caddelerden geçilerek gelin evine eşyalar indirilir. Aynı gün veya ertesi günü kız evinin yakınları kız çeyizini eve yerleştirirler. Bu tören hafta başına denk getirilir.

Çarşamba günü veya hafta ortası her iki tarafın akrabaları ve kızın arkadaşları hamama giderler. Buna "gelin hamamı" denilir. Hamamda yıkanılır ve renk renk mumlar yakılır. Törenle hamamdan çıkarılan geline pullu yazmalar örtülür. Hamamın içinde ve dışında dolaştırılır. Aynı gününakşamı bu kına gecesi yapılır. Şimdilerde bu tören cumaya veya cumartesiye denk getirilir. Kına gecesinde mahalli çalgılardan yararlanılarak bir eğlence yapılır. Bu eğlencede kına hazırlanır. Yaşlı bir kimse tarafından -sağ ise kızın anneannesi tercih edilir- kınası yakılır.

Kız ortaya oturtulur, başına pullu kırmızı bir yazma örtülür. Mahalli çalgılarla kıza ait maniler söylenir. Gaye kızı ve yakınlarını ağlatmaktır. Bu anda kızın el ve ayaklarına kınası yakılır. İstenirse yarım saat sonra yıkanır ya da sabaha kadar öyle kalır. Bu eğlence kızın ağlatılmasını takiben biraz daha sürdürüldükten sonra bitirilir.

Nişan

Söz kesme töreni sonunda nişan töreni yapılır. Bu tören her iki tarafın anlaşmasına göre ayarlanır. Basit olarak aileler arasında sade bir tören olabileceği gibi bir nişan töreni de düzenlenebilir.

Adete göre nişan için bir salon tutulur. Sadece kadınlar toplanır. Nişanı olacak kızı yüksek yere oturturlar. Her iki tarafın akraba ve dostları toplanırlar Çalgı takımı nişan salonunu görmeyecek şekilde yerini alır. Özellikle bu tören gündüz yapılır. Herkes oynar; oyunlar genellikle hareketli ve tek olarak oynanan yerel oyunlardır. Bu arada yaşlı hanımların oynadığı zeybek de oldukça ilgi çekicidir.

Eğlencenin sonuna doğru nişan merasimi yapılır. Müzik eşliğinde kayınvalide nişan yüzüğünü ve kendi nişan hediyesini takar. Arkasından bütün oğlan evi kendi hediyelerini renk renk kurdelalar ile takarlar. Sıra kız evine gelir. Onlar da nişan hediyelerini takınca artık nişan takılan genç kızın oynaması gerekir. Bu arada bütün gözler üzerindedir. Çünkü bütün kolları, boynu, parmakları, göğsü çeşit çeşit altın ziynetlerle dolmuştur. Ayrıca altın yerine para takanlar da olabilir.

Bu merasim tamamlanınca tören biter, kız evine gidilir. Bütün bu takılan eşyaların saklanması gerekir. Takılan her hediyenin kimin tarafından da takıldığı öğrenilir. Çünkü takılan bu hediyelere yeri ve zamanı geldiğinde karşılık vermek adettir.

Doğum ve Çocuk ile İlgili Gelenekler

Antalya'da geleneksel usullerde doğum ve çocuk ile ilgili birçok uygulama ve pratik eskiye oranla terk edilmiştir.

Örneğin köy ebelerine veya olçumcu denilen halk doktorlarına doğum yaptırmak artık yerini modern sağlık kuruluşlarında doğum yapmaya bırakmıştır. Yine de halk arasında şu inançlar hala yaşatılır;

- Hamilelik esnasında kadının bedeni zayıf olursa doğacak çocuğun kız olacağı tahmin edilir.

- Hamile kadının sağ bacağı ağrır ve biraz şişerse doğacak olan çocuğun erkek olacağına inanılır.

- Yeni doğan çocuk tuzlanmazsa bedeni ve ağzı kokar.

- Yeni doğan çocuk çabuk büyüsün diye yıkanırken bir kere bacakları yukarı getirilerek döndürülür.

- Lohusanın başına al bağlanır.

- Çocuğun adı konurken bir kurban kesilir. Kadınlar çağrılır, yemek verilir. Bu davete gelenler çocuk için çamaşır getirirler.

- Doğan çocukları yaşamayan aileler yeni doğan çocuklarının yaşamasını temin için adını; Durmuş, Durdu, Dursun, Yaşar, Baki koyarlar.

- Çocuğun dişi çıktığı zaman annesi tarafından buğday ve mısır kaynatılarak komşu kadınlar davet edilir. Bu uygulamaya Antalya'da "Diş Köllesi" adı verilir.

- Sesi güzel olsun diye çocuğun göbeği uzun kesilir.

- Zayıf ve cılız çocuklar kuvvetli olsun diye cenaze önünden geçirilir.

- Çocuk altı aylık olana kadar tırnakları kesilmez. İlk tırnağı kesileceği gün, eli babasının cebine üç defa sokulur.

- Altı aylık kız çocuklarının ellerine kına yakılır. Bu konu için kadınlar toplanıp eğlence yaparlar ve çocuğun kınalı avucuna para koyarlar.

Evlenme-Düğün Gelenekleri

Evlenme çağına gelen oğlu için anne ve baba önce çevresinde kız aramaya karar verir. Bütün akrabalarının da fikrini alarak genç kızı olan eve, tanışılsın veya tanışılmasın kız görmeye gidilir.

Bir günde 2-3 kız görmek için ziyaretler yapılır. Bütün görülmüş olan genç kızlar içinde bir tanesi üzerinde karar verilir. Artık kızı isteme işlemine geçilir. Erkek evinin sözcülüğünü alan kimse, kızı anne ve babasından ister. Bu isteme daha ziyade Perşembe, Cuma günlerine denk getirilir (Bu ikisi dini yönden hayırlı günler olarak kabul edilir).

Kız ailesinden istenir ve söz almak için belirli bir gün kararlaştırılır.

Bu aradaki zaman içinde kız ailesi karşı taraf hakkında soruşturma yaparak evet veya hayır der. Evet cevabı verilince her iki tarafın akraba ve dostları toplanarak "söz kesimi" veya "şerbet içme" denilen tören yapılır. Belirlenen günde erkek evi tarafından masrafı görülerek ve kız için "nişan kofası" hazırlanır.

Hazırlanan bu hediyeler kızın evine gönderilir. Gelen hediyeler kızın arkadaşlarına ve tanıdıklarına bir masa üstüne serilerek gösterilir. İki taraf arasında kararlaştırılan bir günde de; yalnız erkekler toplanarak dini yönden de duası yapılarak "söz kesme" töreni yapılır. Sonunda limonata ikram edilir. İkram edilen limonatadan oğlan evine en önce kaçırarak damada içiren kimse bahşiş alır.

Tören dağılırken gelen misafirlerin bir kısmı özellikle damadın arkadaşları kız evinden bazı eşyaları gizlice alırlar. Kaçırılan bu eşyalar da damada bahşiş karşılığı verilir. Sonrada ev sahibine iade edilir. Bu olaylar çevrede geniş tepki yaratır. Günlerce bu hususta konuşmalar devam eder.

Düğün

Kına gecesinin ertesi günü düğün yapılır. Düğün genel olarak Perşembe veya Pazar gününe tesadüf ettirilir. Geleneksel olarak yalnız kadınlara yapılır.

Bazı aileler düğün yerine nikah töreni ile birlikte bir kutlama yaparak olayı bir defada bitirirler. Bazı ailelerde düğünden birkaç gün veya bir hafta önce her iki ailenin yakın fertleri ile kız evinde nikah töreni yaparlar. Düğün gecesi toplanan halkın bütün gözleri gelinlik kızdadır. Bu arada kıza dikilen gelinlik, neler alınmış, neler dikilmiş hep söz konusu edilir. Kız çeyizinin oğlan evine gitmesinden hemen sonra, kız evine oğlan evinden "düğün kofası" gönderilir. Bunda gelinlik, mantodan, iç çamaşır ve tuvalet takımlarına kadar herşey vardır. Nişan kofasında olduğu gibi sergilenerek halkın görmesine bırakılır.

Nişan veya düğünden önce "urba görme" veya "asbab görme" olarak adlandırılan ve bir kısmı kofaya konulacak eşyalar birlikte çarşı pazar gezilerek alınır. Evlenecek genç kıza en az 3-5 takım elbise, ayakkabı, terlik ve iç çamaşırı alınır. Kofa gönderme işi geleneksel bir uygulamadır. Kofanın gönderileceği gün önceden haber verilir. Kız evi, komşu ve tanıdıklara haber verir. Gelen kimseler eşyaları görür. Kofa, geniş bir sepet içinde gayet süslü eşyalar yerleştirilerek üzeri kırmızı tülden örtülerek hazırlanır. Fakir bir kimse tarafından alınan bu kofa taksi veyabir arabayla kız evine götürülür. Kız evine kofayı teslim eden kişiye hediye verilir. Aynı şekilde kız evi de damada ait hediyelerini bu şekilde bir kofa hazırlayarak erkek evine gönderir.

Düğün, düğün salonlarında yapılır. Düğünü idare eden bir şahıs bulunur. Buna bazı ilçelerde "kahya" veya "kia" denir. Misafirler belli bir saatte toplanır. Çalgı eşliğinde oyunlar oynanarak bu düğün töreni eğlenceli bir şekilde devam ettirilir. Bu düğünü idare eden kimse misafirleri sıra ile oyuna kaldırır. Gelin her arkadaşı ile ayrı ayrı oynar. Damat ve gelin salondan ayrılırlarken başlarına para, şeker, leblebi gibi şeyleri avuç avuç atarlar. Salona gelmeden önce taksi ve otobüslerle her iki tarafın misafirleri şehir içinde dolaştırılır. Aynı şekilde salondan çıkarken de taksi ve otobüslerle misafirleri evlerine götürürler. Gelin ile damat oturacakları eve götürülerek damadın arkadaşlarınca gerdeğe sokulur. Burada sırtına vurmak adettir.

Günümüzde geleneksel kesimde bu adetler sürdürülse de özellikle kent kesiminde kendi evleneceği kişiyi kendinin bulması adetleşmeye başlamıştır. Böyle yaylada düğün olunca anne-baba için bu geleneklerin, yerine getirilmesi gereken görev olmaktan başka bir anlamı kalmamaktadır. Düğünlerde eskiye oranla daha çok salon düğünü şeklinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla kadın erkek bir arada eğlenilir. Düğünün başlangıcında gelin ve damat dansa çıkarlar. Daha sonra diğer oyunlar ve yöresel oyunlar - Teke zortlatmaları ve zeybekler- oynanır. Takı merasimi ayrı bir önem taşır. Gelin ile damada herkes takacağı hediyeyi bu sırada takar veya verir.

Düğün salonlarında kuru pasta, yaş pasta ve meşrubat dağıtılır. Genellikle bir orkestra eşliğinde müzikler icra edilir. İsteyenler saz, davul, zurna gibi farklı sazları da kullanırlar. Teknolojinin gelişmesi ile düğünlerin video filme kaydettirilmesi adetleşmiştir. Bu yüzden düğün boyunca film çekimi yapan birisi düğüne gelenleri ve her türlü anı filme alırken görülür. Gece yarısı yani saat 24:00'e doğru düğün bitirilir ve yeni evliler evlerine aynı usulde götürülüp, bırakılır.

Ölüm-Mezar Gelenekleri ve Adetleri

Antalya'da ölüm ve ölü gömme adetleri diğer bölgelerden çok farklı değildir. Antalya'da ölüm olayı meydana geldiği vakit en yakın camiden selâ verilerek ölüm olayı duyurulur.

Bunun üzerine cenaze defin işlemleri başlar. Cenaze eğer bir sağlık kuruluşunda ise oranın gasilhanesinde yıkanarak kefenlenir. Evde cenaze yıkanacak olursa geleneksel usul ve adetlere göre yıkama ve kefenlenme işlemleri yapılır. Buradaki uygulamalarda suyun kaynatıldığı kap birilerine verilir, ateşe buhur atılır, ölünün eşyaları dağıtılır. Cenaze kadınsa kadın, erkekse de erkek yıkayıcılar tarafından bu işlemler yapılır. Tabi ölü evinde yas ve matem tutulur.

Ölüm olayı üzücü bir olaydan dolayı meydana gelmişse "Yakım" denilen ağıtlar yakılır. Cenaze camiye götürülerek vakit namazını takiben namazı kılınarak cemaat tarafından alınır ve mezarlığa götürülür. Burada da hazırlanmış mezara İslami kurallar gereğince defnedilir. Burada mezarın üzerine herkes sırayla toprak atar ve bu toprak üç kürek atılarak tamamlanır. Bu arada hoca dua ve salavat getirir.

Kuran'dan sureler okur. Cenaze defin işlemi bu şekilde tamamlandıktan sonra ölü yakınlarına herkes başsağlığı diler ve ölü evine dönülür. Bu şekilde eve gelen insanlara yemek vermek adettendir. Ölüm olayının olduğu günden sonraki 3, 7, 40. ve 52. günlerde mevlüt okutularak yemek verilir. Geçmişte bu yemek sulu yemekler olurken günümüzde genellikle kıymalı pide ve ayran şekline dönüşmüştür.

Antalya kent merkezinde iki adet mezarlık bulunmaktadır. Bunların eski olanı Muratpaşa Mahallesi Eski Otogar karşısında yer alır, diğer mezarlık ise birkaç yıllık kuruluşa sahip ve Duraliler Köyü'nde yer almaktadır. Defin işleminin üzerinden en az bir yıl geçtikten sonra ilk zamanlarda konulan tahta baş ve ayak tahtalarının yerine mermer olanları yaptırılarak değiştirilir. Antalya'daki mezarlıklarda mermer mezar taşı yaptırma geleneği daha yaygındır. Köylerde de bu adetlere uygun olarak bu işlemler yapılır ve cenazeler her köyün kendi mezarlığına gömülür.

Atasözleri ve Maniler

Antalya yöresine has atasözleri ve manilerden seçmeler

Atasözleri

- Canı yanan eşek atı kor da geçer.

- Çocuğa iş buyuran ardınca gider.

- Düğün sesle, ölü yasla yakışır.

- Aç esner, tok geğirir.

- Kadın var ev yapar, kadın var ev yıkar.

- Ver Ömer'e yaz duvara.

- Eşeğe cilve yap demişler, çifte atmış.

- Aç at yol almaz., aç it av almaz.

- Tayfanın akıllısı, geminin dümeninden uzak kalır.

- Üç göç, bir yangın yerini tutar.

- Ben çalarım zurnayı, o toplar parsayı.

- Eğri geminin, doğru seferi olur.

- Kırk arabanın aklı bir incir çekirdeğini doldurmaz.

- Sahilde darısı olan yaylada karı olmaz.

- Sen ağa, ben ağa, bu ineği kim sağa.

- Züğür olup düşünmektense uyuz olup kaşınmak iyidir.

- Zenginin horozu bile yumurtlar.

Maniler

Geline Ait Maniler

Bahçemiz çapa ister,
Çapacı para ister,
Çapacı şöyle dursun,
Şu gelin sopa ister.

Duvak takın başına
Getirin binek taşına
Gelin babası ile
Kardeşi yanı başına

Gelin gelin kapımıza
Altın dolu küpümüze
Çeyzi var hepimize
Gelin höş geldin,
hoş geldin.

Maşa bacaklı gelin,
Eli bıçaklı gelin,
Oğlan tenin, sen elin,
Ayağımı kemir gelin.

Oluyor da oluyor.
Kız gelin oluyor,
Testisi susuz kalıyor
Annesi kızsız kalıyor.

Eli bıçaklı gelin,
Eteği saçaklı gelin,
Oğluma horamı geçtin,
Yengeç bacaklı gelin.

Ak yemiş kara yemiş
Dalları yere değmiş
Güveyi namaz kılarken,
Gelin tavuğu yemiş.

Masa üstünde pekmez,
Bu pekmez bana yetmez.
Glinin degiği laf,
Benim kulağıma yetmez.

Taştan duvar örülür mü?
kaynana dövülür mü?
kaynanayı döven gelin,
Mahallede övülür mü?

Kaynanaya Ait Maniler

Ak karpuz kara karpuz
Kaynanalar çok arsız
Arsız olursa olsun
Oğlun durmuyor yarsız.

Ak tavuk almadın mı?
Kümese salmadın mı?
Ah cadı kaynana ah,
Sen gelin olmadın mı?

Hop hop kanana
Güp güp kaynana
Ben oğluna yanyana
Sen dışarda kaynana

Kaynanam evde durmaz
İşe elini vurmaz,
Bir köşede oturur,
Çenesi hiç durmaz.

Çarşıdan aldım lahana,
Kıydım koydum sahana,
Hiç ömrümde görmedim
Böyle cadı kaynana.

Kaynanayı ne yapmalı,
Kaynar kazana atmalı
Yandım Allah dedikçe,
Altına odun atmalı.

Portakalın dilimi,
Tut kaynana dilini,
Şimdi oğlun gelirse,
Kırar kambur belini.

Ben birer biberim,
Yuvarlanır giderim,
Çok söyleme kaynanam,
Oğlunu alır giderim.

Cevahirin hasıyı,
Has ova elmasıyım,
Övünsem de yeri var,
Geninin anasıyım.

Diğer Bazı Maniler

Karpuzun kökeniyim,
Dibine dökeniyim,
Güzelle başım bozgun,
Çirkine tövbeliyim.

Penceremiz cam cama,
Selam söyle amcama,
Amcam kızı vermezse,
Zehir koydum fincana.

Bir medil işle yolla,
Ucunu gümüşle yolla,
içine beş elma koy,
Birini dişli yolla.

Gülistan da gül gerek,
Her güle bülbül gerek,
Sencileyin güzele,
Bencileyin yar gerek.

Saksılarda sarmaşık,
sormadan oldum aşık,
Pek üstüme gelmeyin,
Hem sevdalıyım, sem aşık.

Deniyde kara balık,
Okkalıktır okkalık,
Ana beni evlendir,
Yeter gayri bekarlık.

Mendil serdim güneşe,
Üyüm aldık kırk beşe,
Senin yarin gül ise
Benimki de menekşe.

Antalya Ajans Antalya Tanıtım Sayfaları